Bir
tiyatro sahnesine benzetilen bu hayatın yalan olmadığını şimdilerde yeni yeni
anlıyorum. İnsan devam etmek için yola her rolü nasıl da üstleniyordu bunu
öğrenmiştim. Belki her şeye hakim değilim ama bir şeyleri net anımsıyorum. Beni
değişime sürükleyen o zamanları.
Hangi yılın nisan ayında anımsamıyorum, sanırım ayın 9’uydu.
İnternetin harika zararları içerisinde biriyle tanışmıştım. Ne bir fotoğrafı ne
de kim olduğu ile ilgili bir bilgi olmadan. Sabahlara kadar süren konuşmanın
ardından her gün aynı yoğunlukta 1 ay kadar devam eden sohbet onu karşılamak
için tren istasyonuna gidişim ile son buldu. Artık karşımda kanlı canlı gerçek
birisi vardı.
Oldukça uzun boylu, neredeyse 1.85, saçları
sevdiğim şekilde yüz hatlarını kapatacak kadar uzun, vücudunda hiç yağ yokmuşçasına
zayıf, kemik gözlükleri, oldukça şık kol saati, kampçı sırt çantasıyla salaş
ama ilk görüşte beni oldukça etkileyen erkeğe bakıyordum. Belki de saçma
olacaktı belki de derin sohbetlerimizden ötürü tutulduğumu hissetmiştim. Hele
de ilk karşılaşmamız olmasına rağmen bana nazikçe sarılıp yanağımdan öpmesine
ve ardından çarpık dişleriyle gülümsemesine hayran kalmıştım. Bu adamın
hayatımı alt üst etmesine izin vermeye karar verdim. Çünkü bazı şeyler
yaşanmalıydı ve yaşayacaktım. Sevecektim. Ben bu adamı deli gibi sevecektim ve
o bunu hiç bilemeyecekti. Ve o buna hiç izin vermeyecekti. Ve ben orada, o anda
kalırken o da hayatına başka birini severken çektiği acılarla devam edecekti.
Yol boyunca çoğunlukla sessiz geçen zamanın
ardından şarabı sevmeme neden olan o harika geceye adım atmış olduk. İşte sevmenin
ötesindeyim. Saatlerce süren muhabbetimize onun playlisti ve “Kalecik Karası”
şarabı eşlik ediyordu. Kahkahalar, benim gözyaşlarım, onun anıları, benim
acılarım, onun okul hayatı.. Önceden paylaştığımız her şeyi yeniden bu sefer
yüz yüzeyken tazeliyorduk. Bunun tadı bambaşkaydı. Gece iyice çökmüştü. Dükkanlar
yavaş yavaş, benim de aynı dakikalarda gözlerim kapanırken onun dudakları
dudaklarımı ıslatıyordu. Böylesi sevişmenin ötesindeydi. Bu tutkuyu bir daha yakalayamayacağımı
biliyordum. Saatler peşi sıra, yelkovan akrebi kovalıyordu. Ben bunun adının
aşk olduğuna emin oluyordum. Böylesine en son ne zaman sevilmiştim, kimin
kollarının arasında böylesine nefes nefese kaldığımda mutluydum.
Huzuru bulmuştum saçlarını yıkarken. Neşeyi ise
saçlarını kuruturken. İçimde büyüyen bu heyecan geleceğime dair kurduğum
hayallerimin ilk adımlarıydı. Belki hayal kırıklığının ilk adımları. O an
bilmesem de şu an öyle olduğunu kesin biliyorum. Yine de tekrar yaşamak için o
ana tekrar tekrar, sonsuza kadar düşerdim.
İşte bu sevmenin ve sevişmenin ötesindeydi.

Yorumlar
Yorum Gönder