Birinin en zayıf yanlarını sevmeli insan. Birinin korkularını paylaşmayı öğrenmeli. Birinin yalnızlığını seyredebilmeli. Birinin, bir manzarasının, tüm renklerini görebilmeli. Birinin, kayıplarının yeni armağanı olabilmeli. Birinin kusurları, birinin yanlışları, birinin yalanları değil bahsettiğim.. Birinin benliğine uzun yola çıkabilmeli. Birinin kabuslarından uyandığında yanı başında, sessizce, bir tek kelimesiz, elleriyle geçti diyebilmeli. Birinin 'en yanı' olmalı insan.
Önce "o birinin" tüm bunlara hevesi olmalı.
İnsan, kendisini sevmeyeni sever. İnsan, kendisine en uzağa düşeni. İnsan, özlemeyi sever önce, ardından beklemeyi. İnsan, öğrenir zamanla terk etmeyi. Beklenilen zamanın ömründen geçip gittiğini. Kaybedilen zamanların hüzne boğulmuş parçalarını silmeyi. İnsan zoru sever ama kolayı seçmeyi de bilir. İnsan, bir yaş almanın da kolay olmadığını öğrenir.
Tüm sevdiklerimizin kayıplarıyla süslenir yeni yıllar. İnsan, kaybettikleriyle yaşlanır. İnsan, günlerin, geleceğin, birçok şeyin baki kalmadığına şaşar. İnsan, unutulanları hatıralarında yeniden yaşar, anılar resmedilir ancak hisler soluk kalanlardır. İnsan, hep kayıp yaşayandır.
Sevmelerde böyledir, sevişmelerde.. İnsan, ruhunun en karanlığından birini seçer. Aydınlığına leke, gecelerine serzeniş, gündüzlerine hüzün, yalnızlığına eş, göz yaşlarına bir sebep seçer. Yatağına soğukluk, bedenine solgunluk, ruhuna ihaneti seçer. İnsan, hep gidecek birinin sırf gitmeyeceğine inanmak için yaşayabileceklerinden feragat etmeyi seçer. İnsan, aslında baştan yazılmış bir oyunun kendi hayatından perde perde kaybedilişini sergiler.
Tüm kayıplarımızın sonunda, yeniden doğmayı seçerken anlar insan, tüm sevmelerde sevişmelerde yalan.Sırtımızdaki kamburla yaşamayı öğrenir insan. Yaşanacak olabilme ihtimali olan durumların ağırlığı, yaşanılmış olanlardan daha ağır geleceğini düşünmeye başladığında, kendini kaybetmeye de başlar insan.
İnsan, sevilmek için kendini gizlemeye başlar böylece. Hatalarını, kusurlarını, zaaflarını, zayıflıklarını. İnsan, başka birinin bunlara tanık olmasından korkar olmaya başlar. İnsan, yine en başa döner. Birinin her şeyi olamaz. Olmadığı gibi de sevmeyi diler insan.
Peki, gerçekte neyi sevmeli insan?
Önce "o birinin" tüm bunlara hevesi olmalı.
İnsan, kendisini sevmeyeni sever. İnsan, kendisine en uzağa düşeni. İnsan, özlemeyi sever önce, ardından beklemeyi. İnsan, öğrenir zamanla terk etmeyi. Beklenilen zamanın ömründen geçip gittiğini. Kaybedilen zamanların hüzne boğulmuş parçalarını silmeyi. İnsan zoru sever ama kolayı seçmeyi de bilir. İnsan, bir yaş almanın da kolay olmadığını öğrenir.
Tüm sevdiklerimizin kayıplarıyla süslenir yeni yıllar. İnsan, kaybettikleriyle yaşlanır. İnsan, günlerin, geleceğin, birçok şeyin baki kalmadığına şaşar. İnsan, unutulanları hatıralarında yeniden yaşar, anılar resmedilir ancak hisler soluk kalanlardır. İnsan, hep kayıp yaşayandır.
Sevmelerde böyledir, sevişmelerde.. İnsan, ruhunun en karanlığından birini seçer. Aydınlığına leke, gecelerine serzeniş, gündüzlerine hüzün, yalnızlığına eş, göz yaşlarına bir sebep seçer. Yatağına soğukluk, bedenine solgunluk, ruhuna ihaneti seçer. İnsan, hep gidecek birinin sırf gitmeyeceğine inanmak için yaşayabileceklerinden feragat etmeyi seçer. İnsan, aslında baştan yazılmış bir oyunun kendi hayatından perde perde kaybedilişini sergiler.
Tüm kayıplarımızın sonunda, yeniden doğmayı seçerken anlar insan, tüm sevmelerde sevişmelerde yalan.Sırtımızdaki kamburla yaşamayı öğrenir insan. Yaşanacak olabilme ihtimali olan durumların ağırlığı, yaşanılmış olanlardan daha ağır geleceğini düşünmeye başladığında, kendini kaybetmeye de başlar insan.
İnsan, sevilmek için kendini gizlemeye başlar böylece. Hatalarını, kusurlarını, zaaflarını, zayıflıklarını. İnsan, başka birinin bunlara tanık olmasından korkar olmaya başlar. İnsan, yine en başa döner. Birinin her şeyi olamaz. Olmadığı gibi de sevmeyi diler insan.
Peki, gerçekte neyi sevmeli insan?

Yorumlar
Yorum Gönder